|
| hayata dair bir kaç kelime |
|
|
Sabah
olmasaydı, gecenin tadı alınmazdı. Güneş olmasaydı, gecenin karanlığına ben varım
diyen Ay, bu denli gülemezdi. Üç noktanın son iki noktası siyahtan ibaretse, son noktası mutlak beyazdır.
Peki görebiliyor muyuz? Zannetmem. Sadece bakıyoruz. Sadece bir hüzne, nice dağları delip geçiyoruz. Bir sevdaya
nice çölleri aşıp mahv-ı perişan oluyoruz. Ondan sonra... Gene bakıyoruz. Neye bakıyoruz? Hüzne
mi, çileye mi, ahd-ı nâr olmuş olan bedene mi?
"Beni benden eden, bensizliğe bir hiç katan, ardından
hayata devam eden bir ruh için yanıyorsam, desene cidden bir 'hiç'im...!"
HAYAT... Devam ediyor. Gülsekte, ağlasakta,
haykırsakta, banane desekte devam ediyor. Çünkü hala nefes alıyoruz. Nefes var olduğu müddetçe hayatta devam
edecektir. Ben bu hayata yanmak için gelmedim. Ben bu hayata gözyaşlarımın arasında kaybolmak için gelmedim.
Ben bu hayata duygularım, mantığımı yensin diye gelmedim. Ben bu hayata, "ben" olduğum için
geldim. Ve ben ne isem, niçin bu dünyada var isem ve niçin düşünüyorsam; onun için bu hayatta var oldum. Galiba görebiliyorum.
"Var
olmak, bir yolda hareket etmek gibi bir olaydır." diyor yazar. Doğru diyor. Hareket edeceksin ki kendi özünün neye
yol aldığını bilesin.
"Nice insanlar vardır, hareket etmeyip var oldum der. Onlar çoktan boşluğa
teslim olan kişilerdir. Ve her boşluğun tabanı vardır. Düştüklerinde anlayacaklardı. O
zaman ise var olmak; onlar için, bir hiç olmak demektir..."
AĞLARKEN... Gülmeyi unutuyoruz. Sadece ağlıyor
sadece keder şarabından kana kana içiyoruz. Sarhoş olamıyoruz. Sadece ağlıyor ve sadece "satmışım
kahpe feleği" diyoruz. Halbuki, o feleğin baş mimarisi bizleriz. Hem kendi mezarımızı kazıyoruz
hem de kazarken mezara laf atıyoruz. Ne aman bir durum!
Mutluluk o kadar zor bir kavram değildir. Sadece
kendimizi hükmedebilsek mutluluğun hemen yanımızda olduğunu anlayabileceğiz. Bir söz vardır:
"Mutluluk, küçük şeyler de saklıdır." Ya bizler, büyük şeylerin peşinden koşa koşa harab
olmuşuz. Halbuki yolda yürürken, yavru bir kedinin bize masumca bakarken bile mutlu olamıyoruz...
"Aynaya
bak... Mutluluğu göreceksin!"
ÖLÜM... Bizler, ağır bir felaketten sonra hemen o kelimeyi ağzımıza
alır, "bir ölüm kadar sevdim seni" cümlesini ve ona benzeye cümleleri sayıklarız. Gülüyorum. Çünkü bizler,
hala ölmenin ne demek olduğunu kavrayamışız. Galiba bizler, Yaradanın karşısına hazır
olarak çıkıyoruz ki her darbeden sonra ölüm kelimesini ismimizden önce haykırıveriyoruz. Cehennemde yanmayı
çok basitçe görmemiz, bizi sadece bu dünyaya beter bir hayata gelmişiz gibi bir hava katıyor. Cehennemde yanmak
galiba basit...
"Cehennemin soğuk bir külü dünyaya gelse, cayır cayır yanar...!"
Hayat ne olursa
olsun devam ediyor. Çünkü bizler hala NEFES alıyoruz.
"Ebedi bir hayat ile rüya hayat arasında tek bir fark
vardır: O da nefestir. Kaybetme onu. Kaybedersen, sen de kaybedersin..." |
|